Evet, başlık biraz garip geliyor olabilir. Vargonen’in “mutlu müşteriler” sloganını ilk kez gördüğümde bana da garip gelmişti. Diğer servis sağlayıcılardan ne farkı olabilir de acaba müşterileri mutlu edebiliyorlardır diye düşünmüştüm.
Öncelikle biraz Vargonen’den bahsedeyim. 2001 senesinde kurulmuş, İzmir merkezli, hosting şirketi. Yıllar içinde hizmetlerini geliştirmiş; hosting dışında canlı yayın, kiralık sunucu hizmetleri vermeye başlamıştır.
Yıllarca, dedicated ve vps sunucu kiralamış biri olarak son 2 senedir başka bir firmadan VPS hizmeti alıyordum. Hem büyüyen ihtiyacım doğrultusunda iyi bir sunucuya taşınmam gerekiyordu hemde 2 senedir kullandığım VPS’te çok fazla sorun çıkmaya başlamıştı.
Sorun çıkabilir. Kul yapısı sonuç olarak. Ona birşey dediğim yok. Ancak artık sürekli kesintiler yaşanmaya başlanmış, aynı container üzerinde haddinden fazla VPS çalışmaya başlamış, sorun çıkınca kimselere ulaşamamaya başlamıştım.
Ödeme günümden 2 hafta önce ödemeniz var diye sık sık mail gelir, son 1 hafta hergün gelirdi. Artık o kadar alışmışım ki ödeme maillerini görmeye, okumadan siler hale gelmiş ve bazen ödeme günümü geçirmiş olurdum. Ben ödemeyince daha önce ödeme yaptığım kredi kartımdan bana sormadan çekerlerdi zaten. Kısaca nasıl olsa bir şekilde tahsil ederler yoluyla bakmaktaydım. Ama bir gün çekmediler, affetmediler, haber de vermediler ve kapattılar.
Bir gün sık yaşanan kesintiler üzerine 9 saatlik bir kesinti yaşadım. Veri kaybı da söz konusu idi. Biraz şikayet edince, “bu paraya bu kadar hizmet verebiliyoruz. daha iyi hizmet istiyorsanız daha çok para verin, daha iyi bir hizmet alın” dediler.
Dedicated server araştırmalarına girdim o dönem. Hatta bir yere sözleşme imzalamaya gittim. Dedicated pazarlığı yaparak gittim, 1200TL karşılığı 2.el sunucu satmak ve co-location vermek istediler. İstemeyince fiyat 700TL’lere indi. Midem bulandı ve çıktım gittim.
O sıralar twitter’dan Vargonen’in cVDS (Cloud Virtual Dedicated Server) hizmeti vermeye başladığını okumuştum. Ancak “virtual” bir hizmet olduğu için potansiyel problem gözüyle bakıyordum. Twitter’a Vargonen’in cVDS hizmetine geçmek istediğimi fakat artık sanal olan herşeyden çekindiğimi yazdım. Aynı gün Vargonen’de çalışan biri mail attı. İstediğim gibi deneyerek satın alabileceğimden herhangi bir sorunum olduğunda anında kendilerine ulaşabileceğimden bahsetti.
İyice inceledim, araştırdım ve cVDS hizmetine geçmeye karar verdim.
cVDS’te, VPS’in aksine gerçek işlemci ve ram tahsis edilir. Yani VPS’te ki gibi tek bir sunucuda birsürü guest host aynı işlemciyi kullanmaz. Size verilen ram de sanal değildir(genelde pagefile üzerinden veriliyor).
Vargonen’in farkı, disklerini RAID 10 yapısında tutarak hem güvenlik hem performansı aynı anda vermesi.
cVDS’te bir dedicated server performansı alıyorsunuz fakat inanılmaz bir donanım esnekliği var. Aylık 15TL karşılığı ikinci bir 6 çekirdekli işlemci veya gene 15TL karşılığında 1gb daha ram alabilirsiniz. (4 adet 6 çekirdekli işlemci, 32gb ram’e kadar hizmet verebiliyorlar) Üstelik gelişen ihtiyaçlarınız doğrultusunda tek bir telefon ederek, anında!
Siparişimin ertesi günü bir telefon geldi. Çok kibar bir bayan, muhasebe departmanından aradığını ve ödeme işlemlerini beraber takip edeceğimizi söyledi. Sıcak bir karşılamaydı bu. Bir önceki çalıştığım firmanın aksine, faturamı kargo ile ücret almadan yolluyorlar ve fatura elime geçtikten 3 gün sonrasına kadar ödeme yapabiliyorum.
İlk günlerde IP adreslerimin PTR kayıtları için teknik desteğe işim düştü. 10 dakika sonra hallettiler. Hayret ettim. Yahu o ne kadar hızlı ve kibar bir teknik destektir…
Ay içerisinde birkaç kere o kibar insanlar bana ulaştı, memnuniyetimi sordular. Anket gönderdiler vs. Kısaca ne ara ödeme yaptığımla değil ne kadar memlun olduğumla ilgilendiler.
İkinci ayın başında, faturam elime ulaşmamıştı. Ödeme yap diyen de yoktu. Garip geldi, telefon ettim. Şirketin taşınması dolayısıyla faturaları geç göndermişler. “Para ver yoksa hizmetini durdururuz” diyen yoktu. Alışık değildim…
Bu arada VPS’imden cVDS’ime geçerken 8 dakikada sıkıştırdığım dosyayı 20sn gibi bir sürede açınca hayret ettim. Biraz daha tadını çıkarınca kendi çapımda yaptığım performans değerlendirmemi de yazacağım.
Özetle; Vargonen’de mutlu oldum. Hizmet çok kaliteli ve hızlı. Ama daha önemlisi adamlar kibar yahu! Ultra lüks bir otelde size nasıl muamele yapılıyorsa buradada o yapılıyor. Bende artık “Mutlu Vargonen Müşterisi”‘yim.
Dipnot: Farkındayım, eski servis sağlayıcıma çok laf ettim ve okununca reklam olarak algılanabilecek bir yazı yazdım. Ne yapayım eski servis sağlayıcımla iyi anım yok. Vargonen’de de eleştirecek birşey bulamıyorum…
“İyi bir hayat yaşamamanızın nedeninin sizin dışınızda olduğu düşüncesine tutunduğunuz sürece hayatınızda olumlu bir değişiklik olamaz. Bütün sorumluluğu size haksızlık eden başkalarına – kaba saba bir koca, talepkâr ve destekleyici olmayan bir patron, kötü genler, karşı konulmaz takıntılar – bağladığınız sürece durumunuz içinden çıkılamaz bir hal alacaktır. Hayatınızın önemli yönlerinden siz ama yalnızca siz sorumlusunuz ve yalnızca siz hayatınızı değiştirecek güce sahipsiniz. Dışarıdan çok fazla sınırlamayla karşı karşya olsanız bile bu sınırlamalara göre çeşitli tutumlar uygulama seçeneğiniz ve özgürlüğünüz vardır.”
Frederick Nietzsche
“Ya anasını satıyım hep bana böyle oluyor şöyle oluyor” tarzında gelip dert yanan insanlara kısaca; “şartlara bok atmak yok” diye çıkışırım hep.
Bir de şu var; insan daraldığı anda şartlara bok atınca, attığı boka inanıp iyice depresif bir tavır takınıyor ve işler içinden çıkılamaz bir hale geliyor.
Benim Oscar Wilde’a olan ilgim çoğu kişi gibi Ezel dizisindeki bu sahneyi seyrettikten sonra başladı. Tuncel Kurtiz’in mükemmel seslendirmesiyle insanı o kadar derinden etkiliyor ki. Dizi yayınından bir saat sonra facebook’da paylaşılmaya başlandı şiir. Hala gördükçe keyifle dinliyorum, bambaşka yerlere gidiyorum.
Oysa Herkes Öldürür Sevdiğini
Oysa herkes öldürür sevdiğini
Kulak verin bu dediklerime
Kimi bir bakışıyla yapar bunu
Kimi dalkavukça sözlerle
Korkaklar öpücük ile öldürür
Yürekliler kılıç darbeleriyle
Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimi yaşlıyken
Şehvetli ellerle boğar kimi
Kimi altından ellerle
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur
Kimi yeterince sevmez,
Kimi fazla sever
Kimi satar, kimi de satın alır
Kimi gözyaşı döker öldürürken
Kimi kılı kıpırdamadan
Çünkü herkes öldürür sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez…
Oscar Wilde
(Sanırım düzgün tercüme edilmiş hali bu. Malum Türkçe’ye çevrilmiş hali. Her yerde farklı farklı çıkıyor insanın karşısına)
Şiir’in Oscar Wilde’a ait olduğunu öğrendikten sonra biraz araştırma yaptım. Peki Oscar Wilde kimdir?
1854 yılında Dublin/İrlanda’da doğmuş, babası İrlanda’nın önde gelen göz doktorlarından(şovalye ünvanına sahip) annesi ise devrimcilere örnek olan başarılı bir şair ve yazardır.
3′ü gayrimeşru toplam 5 kardeşi vardı. Oxford Magdalen College’de burslu okumuş, homoseksüel(ki; kendisi bu durumunu Yunan kültüründen gelen bir erkek aşkı geleneğine bağlıyor) bir yazar…
10 yaşında iken; kendisinden 3 yaş küçük kız kardeşinin ölümü çocukluğunun en sarsıcı olayı olmuştur ve kızkardeşinin bir tutam saçını hayatı boyunca üzerinde taşıdığı bir zarf ile saklamıştır.
Londra suçlarıyla ilişkisi ortaya çıkan Wilde 2 yıl kürek cezasına mahkum edilmiş.
1900 yılında Paris’te menenjit’ten ölmüştür.
Bu arada hayattaki en benimsediğim özdeyişim Oscar Wilde’a aitmiş… “Tecrübe; hayatta yediğin kazıkların bileşkesidir…”
Neredeyse ağzından çıkan her söz özdeyiş olarak dillerde dolaşmıştır. Yalnız homoseksüel bir kişi; kadınlar ve evlilik hakkında nasıl bu kadar gerçekçi öngörülerde bulunmuş anlayamadım.
Araştırırken karşılaştığım, beğendiğim ve not ettiğim özdeyişleri…
Akıllı bir adam kadınlar hakkında ne düşündüğünü söylemez.
Aramızdaki ilişki çok güçlü, çünkü bizi aynı günah bağlıyor.
Aşk ve aç gözlülük, herşeyi haklı kılar.
Aşkta sadık olanlar aşkın yalnızca uçarı yönlerini bilirler; aşkın trajedilerini bilenlerse vefasızdırlar.
Başkalarının düşüncelerine göre hareket edeceksek kendi düşüncelerimizin ne anlamı kalır.
Bildiğini düşündüğünden daha fazlasını biliyorsun ve şu an bilmek istediğinden daha azını biliyorsun.
Bir erkek bir kadınla ancak onu sevmedigi sürece mutlu olabilir.
Kesin olmayan en fazla zevk veren şeydir.
Bizi kıskananların sayısı, becerilerimiz dogrular.
Dost önden bıçaklar.
Düşmanlarınızı her zaman bağislayın. Hiçbir şey onların bu kadar çok canını yakmaz.
En korkunç sey bir kadının anısıdır.
Erkekler kadınlarin ilk aşkı, kadınlarsa erkeklerin son aşkı olmak isterler.
Erkekler kendilerini yorgun hissettikleri için, kadınlar ise meraktan evlenirler. İkisi de hayal kirikliğina uğrar.
Evlilik, bir bardak taze süt için evde inek beslemeye benzer.
Evlilik, üzerinde bütün kadınların anlaştığı bütün erkeklerin de anlaşamadığı bir konudur.
Günümüzde bütün evli erkekler bekarlar gibi yaşarken, tüm bekarlarda evli erkekler gibi yaşiyor.
Hayatları boyunca sadece bir kez seven insanlar geri zekalıdır. Onlara sorarsanız bunu sadakatleri ve doğrulukları ile izah ederler. Bana kalirsa, tembellikleri ve hayalgücü yoksunluklarındandır.
İkinci bir aşk bulmadan, birinciyi unutamazsınız.
Insanlar daha çok kendilerinin ihtiyaci olan şeyleri başkalarina vermeye bayılırlar. Öğüt gibi…
Kadın anlaşılmak için degil, sevilmek için yaratilmistir.
Kadın kocasini daha az sevmeli, fakat daha çok anlamali, erkek, karisini daha çok sevmeli, fakat anlamaya çalismamalidir.
Kadında geçmis, erkekte gelecek aranır…
Kadınlar aci çekmeye erkeklerden daha fazla alişkindırlar. Onlar duygularıyla hareket ederler. Düşündükleri tek sey duygularıdır.
Kadınlar saldırarak kendilerini savunurlar.
Kisinin dertleriyle basa çıkmasonın en kolay yolu başkalarına yüklenmektir.
Nankör insan, her seyin fiyatını bilen hiçbir seyin değerini bilmeyen kimsedir.
Ne kadar çok kişi benimle ayni fikirdeyse, o kadar çok yanildigimi düşünürüm.
Ömürlerinde tek bir kez sevenlerdir asil sığ olanlar. Onların vefa, sadakat diye adlandırdıkları şeyi ben, ya alişkanlığın verdiği rahatliğa ya da hayal gücünün yokluğuna bağlarim.
Sözleri tutmanin en iyi yolu, hiç söz vermemektir.
Tanrı için kırık bir kalbi onarmak kolaydır. Yalnız insan onu bütün parçalarıyla o’na verirse.
Yaşlılar her şeye inanırlar. Orta yaştakiler her seyden kuşkulanırlar. Gençler de her şeyi bilirler.
Ya duvar kağidi gidiyor, ya da ben. (ölmeden önce hastanede sedyede söylediği son sözü…)
Daha önce; http://www.kayabuyukcelen.com.tr/blog/tellcom-quiknet-hizmet-kesintisi/ adresinde yazdığım üzere uzun soluklu bir kesinti yaşamıştım. IP alamama sorunum tam 11 gün sürmüştü.
30 Eylül 2009 sabahı uyandığımda internet olmadığı gerçeğiyle yüzleştim. Aradım hemen 444 222 0′ı.
Eskiden direkt giriyorduk internete; şimdi ayarlar değişmiş Point to Point Over Ethernet’e geçip kullanıcı adı ve şifre girmemiz gerekiyormuş.
Kullanıcı Adı ve Şifre’mi öğrendim, girdik fakat ip adresi alamıyorum!
Beni teknik ekibe yönlendireceklerini söylediler ve beklememi istediler. Tamam dedim…
6 gün boyunca günde ortalama 2 kez arayıp bana ne zaman dönüleceğini sordum. Günahlarını almıyayım 2 günde bir bana geri döndüler. Bazen de ben aradığım zamanlarda; günde ortalama 3 kez olmak üzere kullanıcı adı ve şifre bilgilerim kontrol edildi.
6.gün teknik ekip geldi; modemimi değiştirdi. 1 senelik aboneliğim boyunca bana verilen 3.modem oldu bu…
Hangi gün olduğunu bilemiyorum ya 3. ya 4. gün; teknik bir arkadaş benim statik ip adresimin 92 li bloktan olduğunu ve pppoe ye geçen kullanıcılara 212 li bloktan ip verildiğini, 92 li bloktan ip verilemediğini de öğrenmiş bulundum.
Ve internete girebildim. Fakat o da ne? 217 li bloktan bir ip adresine sahibim.
Bana diyolar ki; beyefendi siz şimdi bu şekilde kullanın, 24 saat içinde size dönecekler…
Ertesi gün beni arıyorlar, Kaya bey; ,ip adresinizi tanımlayacağız. Ve internet kesiliyor. Gene IP adresi alamıyorum.
Sanırım 8. yada 9. gündü; arayıp statik ip’mi iptal edin dedim. 24 saat içinde size geri dönüp iptal edecekler dediler. Geri dönen olmadı.
Dün akşam saat 17:30′da aradım, bana kesinlikle saat 19:00′a kadar geri dönüleceğini söylediler.
Bugün sabah 11:30′da aradım, zaten saat 11:00′de bir ekip tayin edilmiş, bu ekip beni gün içinde arayıp randevu alacakmış.
Saat 15:00′da gene aradım, beklememi söylüyorlar.
Tam 12 gündür internet hizmeti alamıyorum. Ve bana sürekli söylenen; Kaya Bey, size 24 saat içinde geri dönülecek. Yalnız çözülecek değil. Sadece geri dönülecek…
1997 model aracım; 1996 yılının kasımında trafiğe çıktı. 96 kasımından beri babamdaydı. 2005 temmuzunda babamdan devraldım ve o gün bugündür hiç bırakmadım.
2005′in temmuzunda aldığımda ilk işim orjinal radyo-teyb’ini söküp; alpine marka bir radyo-cd/mp3 çalar takmak oldu.
ardından spoiler taktırdım ve film çektirdim.
kısa bir süre sonra filmden sıkıldım ve söktürdüm.
2006 nisanında; koni amortisörlerimi taktırdım. ön takımı komple, arka takımı kısmen değiştirdim.
o dönemlerde ne yaptığımı tam hatırlamasam da; yürüyen aksamda en ufak bir boşluk kalmadı. aracın içerisinden çıt sesi bile gelmiyordu, motor mükemmeldi vs. vs.
henüz askerdeydim, 2008 temmuzunda izine geldiğimde farlarımı ve sinyallerimi değiştirdim bide xenon taktım.
halen askerdeydim; 2008 kasımında, hem h4 den h7 fara geçmenin verdiği selektör problemini hallettim, hem röle taktım. el emeği göz nuru on numara bir tesisatı ellerimle hazırladım.
ve askerden döndüğüm gün…
5 aydır depoda bekleyen jantlarımla fabrikadan çıkalı 1 hafta geçmiş pirelli p zero lastiklerim beni bekliyordu. hemen taktırdım.
ve gayet leylek olduktan sonra; 5 ay kadar gümrükte takılan; şans eseri şafak 2 derken gümrükten çıkan yaylarım da geldi.
bazı maunları değiştirdim, klima paneline falan ekstradan orjinal maun kaplamalarıyla değiştirdim.
bazen ellerimle saatlerce pasta cila yaptım
bazen gezip tadını çıkardım
ve daha sonra deri döşemelerimi yeniledim.
bir de yakışıklı bi egzos kafası taktım.
fotoğraflarda olmayanlardan bazıları; sandık motor geldi isveçten 2 kere büyük t4 kaliper, disk, balataları takıldı. bikaç panjur denemem oldu… bikaç sinyal denemem oldu… vs. vs.
araba gene çok yakıyo bi sorun var diye diye; motor tarafında değiştirmediğim parça, elektronik kalmadı zamanla.
dönüp arkama bakıyorum da; arabanın değerinden çok masraf yapmışım. gerek var mıydı bilmiyorum.
ama onunla çok keyifli yıllar geçirdim.
bazen mangal da masa oldu…
bazen security şapkasını koyup gezdim…
bazen bagaj bar olarak hizmet etti…
bazen arabadan arta kalan parçalar ofisime dekoratif malzeme oldu
fotoğraflardan bulup hatırladıklarım bu kadar. şüphesiz ki uğraştığımın %1 i değildir bunlar. çok da tuning denilecek kadar şey yok aracımda. sade olsun şık olsun yolda bırakmasın az yaksın yeter bana. çok mu şey istedim
Edit: Eylül ayı başında yollarımı ayırmak durumunda kaldım